Şükrü Erbaş: “Ben, her bir okurun alt bilinciyim.”

91
Reading Time: 3 minutes

Edebiyat dehlizinden Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş, kelimelerinin hayranı olduğumuz, “İşte, tam da içimdeki hissiyatı birebir anlatıyor!” dediğimiz yazar ve şair. Üslubu, insanın içine dokunan yazılarıyla satırların arasında kaybolduğumuz kitapların kaynağı. Onu okurken, bambaşka diyarlarda geziniyoruz. Bizi bulunduğumuz yerden alıp çok eski ve tanıdık bir yerlere götürüyor. Adını koyamıyoruz bu duygunun ilk önce. Kitabı bitirdikten epey sonra insanın aklına geliyor, tekrar başlıyorsunuz okumaya. Kelimelerin bir duruşu, anlatılanın bir naifliği var. Bazen buruk kalıyor içiniz, bazense coşkun bir deniz.

Hissettiklerinizi kelimelere dökme ihtiyacı nasıl doğdu?

Sanırım konuşmanın derdimi anlatmaya yetmediği ya da konuşmanın mahcubiyete dönüştüğü bir durumda yazıya sığındım. Çok erken yaşlarda başlayan bir sığınmaydı bu. Bir özgüven eksikliğinden kaynaklanmış bir ruh haliydi belki de… yazdıkça yazdıkça, gördüm ki, bir şeyi sözlü olarak ifade etmekten çok daha etkili oluyor yazmak. Söz, derinleşiyor, boyutlanıyor.

Şiirleriniz okuyucuda tanıdık bir his bırakıyor, sanki hayatımızın bir noktasında sizinle aynı kaderi paylaşmış gibiyiz. Bu iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?

Bu bana çok soruluyor. Öyle, çok akli bir açıklama beklemeyin. Bilmiyorum. Ne anlamı varsa, şunları söyleyeyim: Okuyucu “ben”im aslında. Ben, her bir okurun alt bilinciyim, boğazında düğümlenmiş acıyım, hayal hanesinde çırpınıp duran arzuyum, hevesim. Onların hayatının bir parçasıyım. Onlar benim kaderimin kardeşleri. Özetle bir yabancılık yok aramızda.

Bir şeyi yazmanız için illa o duyguyu yaşamanız mı gerekiyor yoksa doğaçlama yazabiliyor musunuz?

Bir insanın insanlığın bütün hallerini eylemli olarak yaşaması olanaksız. Yaşayarak,  okuyarak, uzaktan ya da içinden tanık olarak bilgisine ulaştığı ne varsa, canını acıtmak kaydıyla, onda bir sorunsala dönüşmek kaydıyla, küçücük bir empatiyle kendi derdi yapabilir ve o durumu yaşayandan belki de daha çarpıcı bir dille yazabilir. Bunun hem bizim şiirimizde, hem de dünya şiirinde öyle büyük örnekleri var ki…

Modern şiir diye bir kavram türedi. Sizce eline kalemi alan herkes şair olabilir mi?

Modern şiir yeni bir kavram değil kuşkusuz, ancak sanırım “sosyal medya” denen panayır yerindeki sayıklamalara bir kılıf olarak giydirilmesini kastediyorsunuz. Eline kalemi alan herkes her şeyi yazabilir tabii de, şair, yazar olabilir mi, derin kuşkularım var. Aslında kuşkum yok da… yazının edebiyat değeri taşıyabilmesi için, dile getirdiği gerçekliği dile dönüştürmesi, anlam ve ses olarak boyutlandırması, ruhsal derinlikler katması,  o durumu var olandan daha büyük, acı, ağır ve derin hale getirmesi gerekir. Uzun mesele kısaca…

İyi şair/kötü şair diye ayırabileceğiniz kriterleriniz var mı?

Sanırım yukarda sözünü ettiğim dönüştürmeyi başarmış olanlara iyi/büyük/önemli şair diyoruz, gördüğünü fotokopiyle çoğaltmış gibi tekrar edene de kötü şair…

Sizce şiirde anlatılmak istenen duygu, süslenmeli mi yoksa en basit haliyle mi aktarılmalı?

Yazmaya yeni başlayanların, hatta uzun zaman yazanların da düştüğü kapan sanırım bu soruda saklı: şiir iki şey değildir; bir, süslü söz söyleme sanatı değildir; iki, büyük, veciz söz söyleme sanatı değildir. Kuşkusuz, yazılan gerçekliği, yaşantıyı dile dönüştürürken söz sanatları dediğim pek çok edebiyat sanatını kullanıyoruz ve bu sanki işimizin süslü söz söyleme, iri söz söyleme olduğu algısını doğuruyor ama şairin, yazarın asıl işi hiçbir zaman bu değildir. Bunlar, acımızı yoğunlaştırmak ve kalıcı kılmak için birer imkândır sadece.

Şiirlerinizi yazarken nelerden besleniyorsunuz?

Dışımızda uçsuz bucaksız bir dünya var. Bu dünyanın içinde çırpınıp duran uçsuz bucaksız insan var. Bu insanın, bu dünya ile kurduğu aşktan ölüme sonsuz ilişkiler var. Daha ne olsun değil mi?

Şair olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir, ne yapmaları gerekir?

Tavsiye haddim değil ama yine de… hayatın hiçbir saniyesini boşa geçirmesinler. Edebiyattan tarihe, felsefeden coğrafyaya ne bulurlarsa okusunlar. Müziksiz hiçbir şey olmaz. En geniş yelpazede müzik dinlesinler. Başka hayatları merak etsinler. Analitik düşünmeyi öğrensinler. Ve yazıdan ellerini hiç çekmesinler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir