Kitle İletişim Kuramları

2840

Kitle İletişim Kuramları

Egemen ve Eleştirel Yaklaşımlar

Levent Yaylagül

Dilhan KESKİN

İdealizm, insanın bilincinden ve düşüncesinden hareketle toplumsal olay ve olguları açıklarken, materyalizm insanın kendisini üretiş ve yeniden üretiş biçiminden hareket eder. İnsanın toplum olarak yaşaması ve üretim faaliyetinde bulunması iletişimi zorunlu kılmıştır. Dil, toplumsal yaşamın zorunlu bir sonucu olarak üretim faaliyetinden doğmuş, sürekli gelişen dış nesnel gerçekliğin tanınmasında ve tanımlanmasında düşüncelerin oluşumuna ve düşünmeye hizmet eden bir araçtır. İnsan dil aracılığıyla dış nesnel gerçekliği öğrenir, duygularını ve düşüncelerini ifade eder. Kitle iletişimi denilen ve radyo, televizyon, sinema, basın, internet gibi araçlarla gerçekleştirilen iletişim tarzı kapitalizmin tekelci aşamaya ulaştığı 19. Yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkmış ve giderek toplumsal üretim ve yeniden üretimin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Kitle iletişim araçları uydu ve bilgisayar teknolojilerinin eklenmesiyle çok daha yaygın bir hale gelmiştir. Bu araçlar haberin ve eğlencenin yayılmasında zaman ve mekân farklılıklarının önemini en aza indirmiştir. Kitle iletişim kurumları şirket ya da kamu kurumu şeklinde örgütlenmiş yapılardır. Bunlar örgütlenme biçimine ve örgütleri kontrol edenlere göre belirli mesajları, televizyon ya da radyo programları, sinema filmleri, kitap gazete, dergi, kaset, cd, vcd, dvd, broşür, çıkartma vb pek çok formatta ulaştırır. Bu kuruluşların amacı örgütlenme biçimine göre, para kazanmak, kitleleri belirli düşünce ve davranış kalıplarına yöneltmek ya da bunların hepsi birden olabilir.

Medya, popüler kültürü yayan bir kitle kültürü formudur. Kitle insanı gittikçe yalnızlaşmakta, yalnızlaştıkça kitle iletişim araçlarına daha bağımlı hale gelmekte ve medyada gördükleri onun gerçek deneyimi olmaktadır. İletişim alanındaki çalışmalar 1920’lerde ve 1930’larda ABD’de başlamıştır. İletişim çalışmalarına yıllarca H. Lasswell’in formülasyonu çerçevesinde yaklaşılmıştır. Bu yaklaşım “kim, kime, neyi, hangi kanalla ve hangi etki ile söylüyor?” şeklindedir.

Ana-akım yaklaşımların iletişim ve kitle iletişim sürecinin analizi, gönderici, mesaj ve alıcıdan oluşan çizgisel bir süreç anlayışına dayanmıştır. Özellikle ilk dönem çalışmalarına dayanan kuramlar bu süreçte en önemli gücün gönderici olduğu görüşüne dayanır. İlk dönemde gönderici, alıcının mesaja vereceği anlamı belirlediği (güçlü etki yaklaşımı) egemenken daha sonraki dönemlerde yapılan çalışmalarda alıcıların mesajları yorumlamaya ve anlamlarını tartışmaya başladıkları hatta bu mesajlara direndikleri yönünde kuramlar geliştirilmiştir.

Laswell’in çalışmaları, iletişimin duygular üzerindeki etkisi konusuna yönelmiştir. Laswell, iletişimin fonksiyonlarını şu şekilde tanımlamıştır.

1. Enformasyonun ve haberlerin toplanması ve dağıtılması

2. Enformasyonun yorumlanması ve buna karşı bir tepki geliştirilmesi

3. Eğitim etkinlikleri

İletişim araçlarının güçlü bir etkiye sahip olduğu anlayışının ifadesi “hipodermik iğne” modelidir.

Harold Laswell, kamuoyunun kitle iletişim araçları vasıtasıyla oluşturulduğunu belirtmiştir. Kitleler, kısaca çobanlar tarafından yönlendirilen sürü olarak görülüyordu. Ekonomik siyasal ve entelektüel seçkinler, kitle iletişim araçlarını kullanarak bu insanları yönlendirebiliyorlardı. Bu yaklaşımla geliştirilen ilk kuram hipodermik iğne, sihirli mermi, uyarıcı-tepki ya da propaganda modeli olarak da bilinen modeldir. Bu yaklaşıma göre, göndericinin gönderdiği mesaj alıcı konumundaki bireylerin davranışını etkiler. Bu yaklaşıma göre, elitlerin kitle iletişim araçlarını kullanarak kitlelere gönderdikleri mesajların onlar üzerinde deri altına enjeksiyon yapan bir şırınga ya da sihirli bir mermi gibi doğrudan ve anında bir etkide bulunduğu düşünülmektedir.

B. Berelson ve Paul Lazarsfeld, medyanın izleyiciler üzerindeki etkisi konusunda aracı olarak kişilerarası iletişimin rolünün ne olduğunu incelemişlerdir. Kitle iletişim araçlarının etkisi kamuoyu önderleri denilen aracı kişilerin etkisine bağlıydı. Kamuoyu önderleri medya içeriklerini yoğun bir şekilde tüketmekte ve kitlelere yayılan görüş ve düşünceler onların yorumundan geçerek topluma yayılmakta idi. İşte iki aşamalı akış kuramının temel düşüncesi burada yatar. Yani kamuoyu önderleri kitle iletişim araçlarından gelen bilgileri yorumlayarak mesajları yeniden biçimlendirir. Kamuoyu önderi, toplumda güvenli ve saygıdeğer bir kişi olarak görüldükçe etkinliği son derece fazladır. Kitle iletişim araçlarının gönderdiği mesajlar, kişisel etki aracılığıyla yayılır.

Daha önce pasif bir alıcı olarak değerlendirilen izleyici, yorum yapan, seçen ve reddedebilen aktif bir konuma yerleştirilmeye başlanmıştır. Bu yaklaşımla artık kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının temel argümanı olan medyanın insanlara ne yaptığı sorunundan öte, insanların medya ile ne yaptığı sorusu araştırılmaya başlanmıştır.

1950’li yılların sonunda John W. Riley ve Mathilda White Riley, iletişim faaliyetlerinin tam olarak anlaşılabilmesi için toplumsal grupların önemine dikkat çekmişlerdir. Bu modelin en önemli özelliği iletişimi psikolojik ve kişisel bir süreç olarak değil toplumsal ve kurumsal bir faaliyet olarak ele almalarıdır.

Riley ve Riley, iletişim sürecine etki eden faktör olarak toplumsal grupların önemine dikkat çekmişlerdir. Toplumsal gruplardan birincil ve ikincil gruplar iletişim sürecinde etkin ve önemli bir yere sahiptir. Birincil gruplar, aile, akrabalar ve arkadaş grupları gibi yüz yüze ve samimi bir şekilde ilişkide bulunulan insanlardır. İkincil gruplar ise insanların daha çok resmi ve hukuki ilişkilerde bulundukları örgütsel kurum ve kuruluşlardır. Toplumsal gruplar, insanların sahip oldukları değer ve düşünce yargıları ile normları, gelenek, görenek ve düşünce sistemlerini biçimlendirirler.

Harold Adam Innis ve Marshal McLuhan gibi düşünürler, iletişim teknolojilerindeki değişim ve gelişimin insanın düşünce ve toplumsal örgütlenme biçimlerini de

değiştirdiğini iddia eder. Bu iki düşünürün yaklaşımı iletişim kuramları açısından teknokratik yorumlardır. Teknolojiyi bağımsız değişken olarak kabul eden ve iletişim teknolojilerini mistifiye eden bu anlayış teknolojiyi, dünyadaki sorunların çözümü ve toplumun değiştiricisi olarak görmektedir. Oysa, teknoloji tarafsız değildir. Egemen güçlere hizmet eder. Ancak aynı zamanda değişim yönünde bir potansiyel sağlar.

Psikolog Elihu Katz, bir tartışma başlatarak medya alanındaki çalışmaların medyanın insanlara ne yaptığı sorusu üzerinde odaklandıklarını, oysa asıl sorulması gerekenin insanların medya ile ne yaptıkları olduğunu belirtmiştir. Katz’a göre insanların toplumsal ve psikolojik kökenli ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar sonucunda insanlar, medyadan ve diğer kaynaklardan bu ihtiyaçlarını gidermek için birtakım beklentilere girerler. Medyaya maruz kalma neticesinde bu ihtiyaçlarından bazılarını giderirler. Ancak bunun yanında medyanın etkisi olarak birtakım istenmeyen veya niyet edilmeyen sonuçlar da ortaya çıkabilir.

Ekme Kuramı, Prof. George Gerbner tarafından geliştirildi. Ekme araştırması etki geleneği içerisinde yer alır. Ekme kuramcılarına göre, televizyonun etkisi uzun dönemlidir. Bu etki azar azar, derece derece, dolaylı fakat zamanla birikerek olur. Çok fazla televizyon izlemenin gerçek hayattan çok televizyon programlarındaki dünyayla tutarlı tutumları ektiği düşünülür.

Çok fazla televizyon izleyen insanlar, televizyon programlarında yaratılan ve sunulan dünyadan, daha az izleyen insanlara göre, daha çok etkilenmektedirler. Daha az televizyon izleyenler, daha çok televizyon izleyenlere göre daha fazla enformasyon kaynağına sahiptir. Ekme yaklaşımı, televizyonu, gerçekliği yansıtan bir araç olarak değil ayrı bir dünya olarak görür. Gerbner’e göre, televizyonda şiddetin aşırı sunumu izleyicilere daha çok saldırgan davranışlardan ziyade kanun ve düzen hakkında simgesel mesajlar iletir. Aksiyon macera türü yapımlar, kanun ve düzene, toplumsal adalete ve statükoya olan inancı arttırır.

İnsanlar dünyada neler olduğunu anlamak için medyaya bağlıdırlar. Kitle iletişim araçları toplumda meydana gelen bazı olaylara daha çok ilgi gösterir, bazılarına daha az ilgi gösterir ya da onları görmezden gelebilir. İnsanlar kitle iletişim araçlarının verdiği bilgiler sayesinde bilgilenmekte ve medyanın olaylara verdiği önem derecelerini kabul etmeye meyilli olmaktadırlar. Toplumda kitle iletişim araçlarının daha çok önem verdiği konular, daha çok gündemde olacak, medyanın görmezden geldiği olaylar ise önemini kaybedecektir. Bu kuramın temeli, medyanın haberleri sunuş biçimiyle vatandaşın üzerinde kafa yorduğu ve konuştuğu konuları belirlediği düşüncesine dayanır. Kısaca medya, insanların çoğunun ne hakkında konuşacağına ve izleyicilerin/okuyucuların gerçekleri ne olarak düşüneceğini, kuracağı gündemle etkiler.

Medya istediği bir konu ya da olaya ağırlıklı olarak yer vererek toplumun gündemini belirler. Bunu yaparken medya, enformasyon üzerinde bir kontrol mekanizması kurarak toplumsal iktidarın sürdürülmesi için çok önemli olan bilgiyi kontrol eder. İletişimin akışını kontrol edenler, insanlar üzerinde iktidar kurma gücünü de ellerinde tutarlar.

Bunlar (eşik bekçileri) medyada yer alan mesajların seçimini, biçimlendirilmesini, gösterimini, zamanlamasını tekrarını kontrol ederler. Gündem kurma yaklaşımının temelini daha çok siyasal olaylar, özellikle seçimler ve seçim kampanyaları oluşturur. Gündem kurma yaklaşımı, medyanın insanların nasıl düşüneceklerini belirlemediği ancak ne hakkında düşüneceklerini belirlediği görüşürüne dayanır.

Suskunluk Sarmalı

Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen bu kurama göre, insanlar, kendi düşünceleri toplumun egemen genel düşüncesinden farklı olduğu zaman toplum tarafından dışlanmaktan korkarlar. Bu kuramın temelinde, insanların toplumda egemen düşüncelere uyarak izole olmaktan ve toplumsal yaptırımlara maruz kalmaktan kaçındığı fikri yatar. Suskunluk sarmalı kuramı beş temel varsayıma dayanır.

1. Sapkın bireyler, toplum tarafından dışlanmakla tehdit edilir.

2. Bireyler sürekli olarak dışlanma korkusu duyarlar.

3. Bu korku bireyin içinde bulunduğu fikir ortamını değerlendirmesine yol açar.

4. Bu değerlendirme sonucunda fikrini ya açıklar ya da gizler.

5. Bu dört varsayım bir arada ele alındığında bunlar kamuoyunun oluşmasında, sürdürülmesinde ve değişmesinde etkilidir.

Eşik Bekçiliği Modeli

D. M. White tarafından geliştirilen “Eşik Bekçiliği” modelinde medya mesajlarını belirleyen kişi olarak eşik bekçileri üzerinde durulmuştur. Medya kurumlarında haber üretim sürecinde neyin haber olacağına ya da olmayacağına karar vermede eşik bekçisi kavramsallaştırması önemlidir. Eşik bekçileri, haber üretim sürecinin ilk aşamasında karar alan insanlardır. Haber kanalının eşiğinde yer alan bu insanlar, eşiği aşacak ve kanal aracılığıyla izleyiciye ulaşacak olan kendilerine haber olmak üzere gelen olayların seçimini yaparlar. Hangi olayın hangi sırada ve ne süreyle haber olacağına karar verirler. Eşik bekçileri genellikle haber editörleridir. Bu insanlar öncelikle, çalıştıkları kurumların gündemini belirlerler ve böylece toplumun gündeminin belirlenmesine katkıda bulunurlar.