İpek Böceği Cinayeti

37
Reading Time: 10 minutes

İpek Böceği Cinayeti

Solmaz KAMURAN

 Dilhan KESKİN

Solmaz Kamuran, Türk diş hekimi, yazar, çevirmen ve köşe yazarıdır. Safiye Sultan Üçlemesi ve Bir Hürrem Masalı adlı kitapların çevirileriyle tanındı. Kiraze adlı romanı çok sayıda dile çevrilmiştir. Aynı zamanda Çetin Altan’ın eşidir.

Çetin Altan, Türk yazar, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı, siyasetçi. Türk basınında edebiyatçı köşe yazarı kuşağının son temsilcisi olan Altan, dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarları arasında kabul edilir.

İpek Böceği Cinayeti, Çetin Altan’ın doğumundan başlayarak mesleki ve kişisel hayatını ele alan bir kitaptır. Mesleğe nasıl ve ne şartlarda başladığını, cezaevi yıllarını ve seyahatlerini anlatıyor.

1936 yılında çıkan soyadı kanunuyla birlikte Çetin Altan’ın anne ve babası bir soyadı arayışı içine girmişlerdir. Annesi kendi ailesinin soyadını isterken, babası kendi ailesinin soyadını almak istiyordu. Sonunda ortak bir karara vardılar ve oğullarının adını, soyadı olarak aldılar. Böylece 1927’de doğan Altan, Çetin Altan oldu.

Çetin Altan’ın doğduğu yıllarda toplum İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçmenin sıkıntılarını yaşamaktadır. Devrimlerle gelenek ve görenekler birbirleriyle bağdaşmıyordu. Toplum, yenilikleri benimseyemiyor, büyük çelişki ve çatışmalar yaşanıyordu.

1926’da Medeni Kanun’un kabul edilmesi kadın ve erkeğe yasalar önünde eşitlik sağlar. Devlet laikleştirilir, 1932’de ilk Türkçe ezan okunur. Milli eğitimde yenilikler yapılır, uluslar arası rakam sistemi ve Latin alfabesi uygulamaya konulur, yeni saat ve takvim sistemi kabul edilir. 1932’de halkevleri açılır. Bu dönemin en önemli olaylarından biri de 1930 Menemen olayıdır; Derviş Mehmet’in çıkardığı ayaklanmada, yedek subay öğretmen Kubilay kafası kesilerek öldürülür.

Çetin Altan’ın hayatı, taşınmalarla ve ailesinden uzakta geçmiştir. 1929’un sonlarında Çetin Altan’ın babası vilayet hukuk danışmanı olarak Edirne’ye tayin olur, altı yıl bu kentte yaşarlar. Edirne, Çetin Altan’ın hayatında çok önemli bir yer tutar, çünkü bunlar yaşamının ilk anılarıdır. Daha sonra 1932’de kız kardeşi Gülderen doğmuştur.

Altan’ın hayatı taşınmalarla geçti demiştik. İlkokul ikinci sınıfta Altan’ın babasının tayini Ankara’ya çıkar. Çetin Altan ise, annesi ve kız kardeşiyle birlikte İstanbul’a dedesinin yanına gelir.  Fakat İstanbul’da ikinci sınıfı okurken dönemin ortasına doğru Altan, babasının yanına Ankara’ya gider. Burada biraz daha özgürdür, sokağa çıkmasına izin verilir.

Çetin Altan dördüncü sınıfa başladığında, babası da Bursa’ya şirketler komiseri olarak tayin olur. Yine bir taşınma söz konusudur. Babası, taşınmalar arasında oğlunun iyi bir eğitim alabileceğinden şüphe duyar ve Çetin Altan’ı Galatasaray’a yatılı olarak verir.

Galatasaray’da kendisini bırakılmış hisseden Çetin Altan, bu duyguyu tüm yaşamında hisseder. Burada okurken, yeteri kadar sevilmediğini düşünür ve bu düşünce Altan’ı yazıya yönlendirir.

Sevilmeyen insanlar beğenilmek isterler, hele de anneleri tarafından sevilmemiş çocuklar yazıyla filan uğraşırlar…”

Annesinin kendisine olan sevgisinin yeterli olmadığını düşünen Altan, bu sevgi açlığıyla yirmi bini aşkın köşe yazısı ve kırk iki cilt kitap yazmıştır. O dönemlerde annesine olan özlemiyle yalnızlaşmaya başlayan Altan, kendini kitap okumaya verir ve şiirler yazmaya başlar.

Çetin Altan’ın çocukluğu batılılaşma çabalarının yoğun olarak yaşandığı bir ortamda geçti. Savaşın ve siyasi çatışmaların yaşandığı dönemde Türkiye’de yeni bir hareket başladı.  Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde Köy Enstitüleri kuruldu. Bu yenilik çağdaşlaşmayı kentlerden köylere taşımanın önemli bir adımıydı.

Köy enstitüleriyle birlikte edebiyata kırsal kesim ve üretim biçimleri olarak farklı konular gelir. Bu enstitülerden Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın gibi yazarlar yetişir. Diğer yandan İstanbul’da 1941’de yeni ve ilerici bir sanat akımı doğar; Birinci Yeni ya da Garip akımı. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat, Fransız şairlerinin etkisinde yalın bir şiir anlayışını sunuyorlardı.

2. Dünya Savaşı’yla birlikte zaten tam olarak oturmamış yeni Türkiye Cumhuriyeti de sosyal ve ekonomik anlamdaki yokluk ve karmaşadan etkilendi. Savaş döneminde ülkede baskıcı bir sıkıyönetim uygulandı. Pek çok temel gıda maddesi vesikaya bağlandı. Bu dönem boyunca üretim azaltıldı, tüketim kısıtlandı, vergiler arttırıldı. Kasım 1942’de Varlık Vergisi uygulamaya konuldu, vergilerini ödemeyenler bedenen zorla çalıştırıldı, Müslüman olmayanlara daha ağır cezalar verildi. “Sokak lambaları laciverde boyanıyor, her yerde karartma uygulanıyordu. Geceleri okulun pencereleri siyah perdelerle kapanıyor, yatakhanelere sönük mavi ampuller takılıyordu. Yemek porsiyonları küçülmüş, ekmek vesikaya binmişti.”

Çetin Altan, on beş kuruş verip Foto Süreyya’nın yayınladığı Foto Magazin dergisini alır, sayfalarını karıştırırken “Genç İstidatlar” sütununun en başında kendi şiirini, altında da adını görür. Şiirlerinin yayınlanması ona daha büyük bir şevk verir. Gazete ve dergilere düz yazılar, çeviriler de yollamaya başlar. Bunlardan biri “Yeşilay” dergisinde yayınlanır.

Şiirlerinden biri “Çınaraltı”nda, biri Falih Rıfkı’nın kardeşinin yayınladığı “İstanbul” dergisinde, biri de Sedat Simavi’nin “Yedigün” dergisinde yayınlanır.

Bu arada, okul arkadaşlarından Naim Tirali’nin babasının Giresun’da çıkan “Yeşil Giresunlu” adlı yerel gazetesine de, arkadaşıyla birlikte düz yazılar yollamaktadır.

Çetin Altan, okul dönemi boyunca hem okuyup hem çalışmış ve bu sırada önemli isimlerle tanışmıştır. O dönemin önemli dergilerinden olan “Yeni Adam”da yazıları yayınlanmaya başlamıştır. “Yeni Adam”a gittiği bir gün Aziz Nesin’le karşılaşır ve böylece uzun yıllar sürecek olan bir dostluğun ilk adımları atılmaya başlanır.

Daha sonra Çetin Altan, her cumartesi Babıâli’ye gitmeye başlar. Burada “Çınaraltı”nı çıkaran Orhan Seyfi’yle tanışır, onun aracılığıyla da Yusuf Ziya ve Mithat Cemal’le tanışır.

Ardından Sovyetler Birliği Türkiye ile 20 yıllık geçmişi olan dostluk anlaşmasını tekrarlamayacağını söyler ve komünist oldukları gerekçesiyle 135 kişinin yargılanmasını protesto eder. Aralık ayında Tan matbaası saldırıya uğrar.

1946 yılında Celal Bayar’ın önderliğinde Demokrat Parti kurulur. Diğer yandan da Sosyalist Partisi kurulmuştur, ardından Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi. Aynı yılın aralık ayında hepsi kapatılır ve sosyalistler tutuklanır. Bu arada pek çok dernek ve bunların yayın organlarıyla birlikte yeni yeni filizlenmeye başlayan bazı dergiler de kapatılır. Bu dergilerden biri de Çetin Altan’ın yazmakta olduğu “Yeni Adam”dır.

1946 yılında, dünyada savaşla birlikte Çetin Altan’ın Galatasaray yılları da bitmiştir.

“İlk Büyük Kasırgalar” başlığı altında yazılan bölümde Türkiye’de sağ-sol hareketlerinin başladığı yıllar anlatılıyor. Türkiye’nin sola karşı her türlü yasak ve baskıyı getiren bir tutum içine girdiğinden bahsediliyor. Bu dönem içinde Çetin Altan’ın sol için başlattığı hareketler ve bunların sonucunda karşılaştığı durumlar aktarılıyor. Bir dönem milletvekili oluşundan, köşe yazılarının kitaplaşma sürecinden, gazetedeki köşesine ve gazetelerle arasındaki ilişkilere değiniyor. Kendisine karşı açılan davalardan bahsediliyor.

2. Dünya Savaşı’nın ardından Soğuk Savaş dönemi başlamıştır. Bu deyim ilk kez 1947’de, Kongre’deki bir görüşme sırasında danışman Bernard Baruch tarafından kullanılmıştır. 1948’de Kızıl Ordu’nun faşistlerden kurtardığı Doğu Avrupa ülkelerinde Sovyet yanlısı hükümetler kuruldu. 1949’da NATO kuruldu. 1955’te Varşova Paktı kuruldu.

Ceza yasasının 141 ve 142. maddeleri komünizm propagandası 7,5 yıldan başlayan ağır cezalar getiriyordu; sol görüşlü aydın, sanatçı ve bilim adamlarına yoğun baskılar uygulanıyordu.

21 Temmuz 1946 seçimlerinde, Demokrat parti 465 milletvekilliğinin 66’sını alarak Meclis’e girmiştir. Demokrat Parti ilk büyük kongresini Ocak 1947’de yapmıştır ve “Hürriyet Misakı” adında bir bildiri yayınlamıştır. Buna göre demokrasinin gereği olduğuna inandıkları bazı isteklerin yerine gelmemesi halinde Meclis’i terk edeceğini söylemişlerdir, bunu hükümet “komünist taktiği” olarak nitelendirmiştir. 1947’de Hasan Saka hükümeti kurulmuştur. 20 Temmuz 1948’de Demokrat Parti’den ayrılan bir grup, Millet Partisi’ni kurmuştur. 1949’da Günaltay hükümeti göreve gelmiştir.

1950’de yeni bir seçim yasası geldi ve ellili yıllarda yapılan üç seçimin üçünü de Demokrat Parti aldı. 1951’de Halkevlerinin işlevi yok edildi, 1954’te Köy Enstitüleri klasik öğretmen okullarına dönüştürüldü.

6 Eylül’de bir gazete Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberini verdi ve o akşam İstanbul’da azınlıklara, özellikle de Rumlara ait işyerleri, evler, kiliseler hatta mezarlıklar saldırıya uğradı. Olaya gece yarısı askerler müdahale etti ve sıkıyönetim ilan edildi. Açılan soruşturmalar sırasında bu olay solcuların üstüne yıkıldı. Başta Aziz Nesin, Kemal Tahir olmak üzere pek çok aydın tutuklandı, ancak aylar sonra aklanıp bırakıldılar.

Çein Altan, 1946’da Galatasaray diplomasıyla birlikte Ankara’ya gelir ve Hukuk Fakültesi’ne kaydolur; çünkü babası Halit Bey de, hem Galatasaraylı hem hukukçudur. Yazılarını bir yerde yayınlamak istemektedir. “Kızılay”ın dergisine gider. Kızılay Başkanı Ali Rana Tarhan, Altan’ı Ulus Gazetesi’ne yönlendirir. Ulus Gazetesi, Altan’a kadrolarının dolu olduğunu ve bütçelerinin yeterli olmadığını söyler. Ardından Çetin, para istemediğini söyleyerek, Ulus’ta ücretsiz muhabir olarak çalışmaya başlar. Ertesi gün Ulus Gazetesi’nde tek satırdan da oluşsa Çetin Altan’ın ilk haberi çıkar.

Burada Şinasi Nihat Berker’le tanışır ve onun sayesinde de Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Mehmet Kemal, Suat Taşer, Fethi Giray, Melih Cevdet gibi isimlerle tanışıp dost olur.

Ulus’ta kırk gün çalıştıktan sonra gazete, masraflara ayrılan paradan çıkarıp kırk lira verir Çetin Altan’a. Bir süre sonra da basın kartı sahibi olur. Bir yandan da Çocuk Esirgeme Kurumu’nun dergisine Sheakspear’den çeviriler yapmaya başlamıştır.

“Yeni Adam” 4 Aralık 1947’de tekrar yayına başlar. İlk sayıda Altan’ın Maupassant’tan çevirdiği “Küçük Fıçı” öyküsü de vardır.

Gazetenin dışında “Varlık”ta şiirleri, Salim Şengil’in çıkarttığı “Seçilmiş Hikâyeler”de yazıları ve çevirileri yayınlanmaktadır. Arada gazetede küçük röportaj ve haberleri imzalı olarak da çıkmaya başlar.

Daha sonra ANKA Ajansı kurulur, İstanbul gazeteleri Ankara haberlerini bu ajanstan alırlar. ANKA’da çalışmaya başlar Altan.

1952’de “Akşam” Gazetesi ona muhabirlik teklif eder, Ulus’taki işine de devam eder bu arada. ANKA Ajans’tan dostu olan Turhan Aytul’un önerisiyle “Hürses”e de her gün fıkralar yazmaya başlar. 1953’te İzmir’de yayınlanan “Sabah Postası”nın muhabirliğini de alır.

Aynı yıl ilk defa NATO davetiyle Paris’e gider. Dönüşte yazdığı bir yazı ilk mahkemesinin açılmasına neden olur. Daha sonra dava düşer. Ardından Altan, siyasi yazıları sonucunda Dünya ve Akşam Gazetelerinden ayrılmak zorunda kalır. Bunun üzerine Ulus’a da el konulmuştur. Kısa bir süre sonra Nihat Erim kendi adına “Yeni Ulus”u çıkartır. Eski kadronun tamamı buradadır. Çetin Altan da fıkralar yazmaktadır. Daha sonra Ulus Gazetesi yeniden yayına alınınca Yeni Ulus’un adı Halkçı olmuştur. Nihat Erim’in siyasi görüşü nedeniyle Çetin Altan buradan da ayrılmıştır. Ardından kendi başına “Balkabağı” adlı bir mizah dergisi çıkarmaya başlar. Tan’da da çalışır aynı zamanda. Radyoda da haftada bir yayınlanan “Çetin Altan Diyor ki…” adlı programı vardır.

Askerlik yaptığı dönemde Koestler’den “Haçsız Haçlılar”ı “İmansız Kavga” adıyla çevirip, Hüseyin Erenköy takma adıyla Ulus’ta tefrika eder. Daha sonra ilk tiyatro oyunu olan “Çemberler”i yazar. Oyun 1957’de Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenir. Aynı dönemde Çetin Altan’ın tiyatro üzerine pek çok yazısı yayınlanır. Bu arada Akşam Gazetesi el değiştirmiştir ve Çetin Altan’a iş teklif edilir ve ünlü “Taş” köşesi başlar. Bu köşesinde hükümete karşı eleştiriler yer almaktadır ve bu eleştiriler açılan davaları da beraberinde getirir.

1959’da Milliyet Gazetesi’nden iş teklifi gelir ve Taş sütunu İstanbul’da devam eder. 27 Mayıs 1960’ta ihtilal olur. Bu dönemde Altan adına açılan davalar düşmüştür. Bu dönemde gelişen sosyal devlet anlayışı Türkiye’ye; Anayasa Mahkemesi, Yüksek Hâkimler Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu gibi kurumlar kazandırır.

1961’de 12 sendikacı yeni bir parti kurar: Türkiye İşçi Partisi. Parti, 1962’de Türkiye Sosyalist Partisi ile birleşir. İstanbul milletvekillerinden biri de Çetin Altan’dır. TİP, 12 Mart muhtırasının ardından, 20 Temmuz’da kapatılır ve yöneticileri tutuklanır.

1970’e gelindiğinde İsrail’in İstanbul Başkonsolosu kaçırılır, bu olayın üzerine sıkıyönetim ilan edilir, sokağa çıkma yasağı konulur ve tüm solcular tutuklanır. TRT’nin özerkliği kaldırılır, temel hak ve özgürlükler kısıtlanır. Askeri mahkemelerde binlerce insan devleti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanır, ağır hapis cezalarına çarptırılır ve içlerinden üç adam asılarak öldürülür: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan.

Çetin Altan tiyatro yapıtlarına devam etmektedir. Gezilerle ilgili anılarını gazetede yayınlayan Altan, 1965’te bu yazılarını kitaplaştırır. 1964 yılında gazetede sorunlar başlayınca, büyük gazete patronları Çetin Altan’ı çalıştırmama kararı alır. Daha sonra Akşam Gazetesi’nde yeniden yazmaya başlar. Altan için açılan davaların sayısı artmıştır. Mehmet Ali Aybar’ın teklifiyle Türkiye İşçi Partisi’nden bağımsız aday olması şartıyla milletvekili olur, ardından partiye girer. Bu dönemde gazetede yazmaya devam eder ve kitapları basılır.

12 Mart muhtırası verildiğinde Çetin Altan gözaltına alınır. Gözaltı süresi 24 saat olmasına rağmen on beş gün boyunca gözaltında tutulur, ardından Maltepe Askeri Cezaevi’ne yollanır. Çıktığından ise Büyük Gözaltı romanını yazar.

Çetin Altan’ın Büyük Gözaltı kitabında bir aydının toplumla yaşamış olduğu çelişki ve baskılarla dolu yaşamına rağmen nasıl gerçekleri yazmaktan ve yaşamaya çabalamaktan vazgeçmediğinin ve bu yolda nasıl bedeller ödediği anlatılır.

Türk toplumunun hangi darbelerden geçtiğini ve bu süreçte medyanın nasıl bir tavır sergilediğini anlatıyor. Türkiye’de gerçek bir yazar olmanın zorluklarından bahsediliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir