90 Dakikada Marx

298

90 Dakikada Marx

Paul Strathern

Marx’ın felsefesini en çok etkileyen düşünürlerden biri Hegel’dir. Fakat Hegel felsefesinin Marx’a hitap eden tarafı, asıl içeriğinden ziyade bu felsefenin dinamiği ve kapsamıydı. Hegel felsefesi dünyayı ve bütün tarihi, uçsuz bucaksız, her şeyi kapsayan ve durmadan evrimleşen bir sistem olarak görüyordu. Bu evrim, karşıt kavramların birbiriyle çatışmasından doğuyor ve diyalektik bir biçimde ilerliyordu. Her kavram, kendi karşıtına işaret ediyor ve kendi karşıtını yaratıyordu. Mesela “var olma” kavramı “var olmama”yı ya da yokluğu ifade ediyordu. Daha açık söylemek gerekirse Hegel’in tarih felsefesi, bir toplumun yasalarındaki ve devlet kurumlarındaki dönüşümün, o toplumu oluşturan insanların inancını ve karakterini yansıttığını iddia ediyordu.

Hegel’in maneviyattaki ısrarcılığı, dinselliği ve sisteminin baskıcı muhafazakârlığı Marx’ı iğrendiriyordu. Bu safhada Marx’ın düşünsel gelişimini etkileyen bir başka isim de Alman hümanist felsefeci ve ahlahçı Ludwig Feuerbach’tı. Feuerbach’a göre Hıristiyanlığın insanlık ve Tanrı arasında bulunan ilişkiyle hiçbir alakası yoktu. Bütün dinler gibi Hıristiyanlık da, içten içe insanlık ve insanlığın esas doğası arasındaki ilişkiyi kapsıyordu.

Feuerbach, Marx üzerinde derin etkiler bırakmış olsa da Marx’ın onun düşüncelerinin tamamını kabul ettiği söylenemezdi. Marx garip (ve etkileyici) bir şekilde, Feuerbach’ın düşüncelerindeki materyalizmi kabul etmesine rağmen bunlardaki Hegelcilik eksikliğini eleştiriyordu.

Marx’a göre bilgimiz, maddi dünya deneyimlerimizle (algılarımızla) başlar. Marx’a göre algılayış, biz öznelerle maddi nesne arasındaki etkileşimdi. Bu nesne (etrafımızdaki dünya) bilinme sürecindeyken dönüşüme uğrar. Algılarımız gerçek dünyayı değil, onun sadece dış görünüşünü keşfeder. Bu nedenle bilgimizin de gerçek olması imkânsızdır. Hatta bilgimiz doğal dünyayı yönlendirebileceğimiz ve denetim altında tutabileceğimiz kullanışlı yöntemlerden ibarettir. Dünya hakkındaki bilgimiz edilgen değildir, amaca yöneliktir. Diyalektiğe uygun olarak etki ve tepkiden oluşan iki yönlü bir aşamadır.

Etki ve tepki sonucunda elde ettiğimiz bilimsel bilgi sentezi, düzen kalıpları uygulamamıza ve doğanın işleyişini yönlendirmemize ya da tahmin etmemize olanak sağlar. Gerçeklik, düşüncenin hakikatidir, gücüdür ve yalnızca pratikte ispatlanabilir. Bu iddia Marx’ın o meşhur sonuca ulaşmasını sağlamıştır: “Felsefeciler şimdiye kadar dünyayı yorumlamakla yetinmişlerdir, ancak aslolan onu değiştirmektir.”

Marx, Brüksel’de yeni kurulan Komünistler Birliği’ne katıldı. Burada yakın arkadaşı Engels’la birlikte manifesto yazmakla görevlendirildi. Komünist Parti Manifestosu’nun hikâyesi de böylece başlamış oldu.

Marx, iktisatçıların iş bölümü kavramını, herkesin bilincinin yok edilmesi olarak görüyordu. Bu durumu açıklamak için e “yabancılaşma” sözcüğünü kullanıyordu. Marx’ın iktisadi felsefesindeki bir diğer önemli kavram da özel mülkiyet kavramıydı. “Bir nesne ancak bizim tarafımızdan kullanıldığı zaman bizimdir” şeklinde açıklıyordu.

Marx’a göre para, “bütün dünyayı, hem insanı hem de doğayı, öz değerinden mahrum bıraktı. Para, insan emeğinin ve varoluşunun yabancılaşmış özüdür, bu öz insanı yönetir ve insan da ona tapar.”

Marx, tarihi birbiri ardına yaşanan sınıf mücadelelerinden ibaret görüyordu. Marx’a göre kapitalizm, temelinde adaletsiz bir sistemdi. Marx’ın önerisine göre, kapitalizm mağdurlarına el uzatmanın yolu radikal bir alternatiften ziyade hükümet müdahalesinden geçiyordu. Onun görüşüne göre, toplumsal ve ekonomik adalet dengesinin sağlanması için üretim araçlarına devlet tarafından el konulması gerekiyordu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir