90 Dakikada Foucault

239

90 Dakikada Foucault

Paul Strathern

Foucault, bilginin ve iktidarın çok yakından ilişkili olduğu sonucuna vararak kendi terimi olan “güç/iktidar”da bu iki kavramı karşılaştırarak harmanladı. Bu, Foucault’nun felsefesinin temel konusuydu. Bununla beraber bu temel konuya ulaşırken ve konunun çıkarımlarını incelerken, çok sayıda sansasyonel konuya değindi: Delilik, cinsellik, disiplin ve cezalandırma.

Geçmiş şimdiki zamanda yaşamaktaydı ve geçmişi anlayış şeklimiz şimdiki zamanı nasıl anlayabileceğimizi gösteriyordu. Tarih, geçmişin doğrularını kaydetmek değil, geleceğin doğrularını ortaya çıkarmaktı. Foucault’nun eğitimi böyleydi. Psikolojik bilginin temeli neydi? Tam olarak ne yapıyordu ya da ne yapmaya çalışıyordu? Böyle sorular, Foucault’nun özel ilgi duyduğu sorulardı. Foucault, şöyle bir şey okumuştu: “İnsanın kendi içindeki iyiye ulaşabilmesi için, içindeki kötüye ihtiyacı vardır…”

Rönesans’ı Klasik Çağ takip etti. Bu çağın, modern felsefenin kurucusu olan Descartes ile başladığı söylenebilir. Descartes, herkesçe bilindiği üzere, her şeyden şüphe duyarak hakikatin belli başlı bir temeline ulaşabilmek için aklı kullanıyordu. Delilik tanımlanmaya (ve hapsedilmeye) başlayınca, akıllı davranış da tanımlanmaya başlandı. Klasik Çağ’ın sonuna doğru, reformcular delilerin hapsedilmesini barbarca bulmaya başladılar. Delilik, cezai bir mevzu değildi, bir hastalıktı ve tedavi edilmesi gerekiyordu. Şimdi ise deliler hapisten azat edilip tıbbi tedavi altına alınıyorlardı. Ama vücut özgürleşince, akıl tutsak edildi. 19. Yüzyılın sonlarında, Freud bu durumu bir adım ileriye taşıdı. Delilik artık susturulmuyordu, bir psikiyatristin koltuğuna uzanıp konuşmaya teşvik ediliyordu. Foucault’nun gösterdiği gibi bir akıl kavramı olmadan “akıl-sız” kavramı da var olamaz…

Foucault, Nietzsche’nin izinden giderek kendi “soykütüğü metodunu” yarattı. Bilgi daima amaca yönelikti; hükmetme ve el koyma istemiyle niteleniyordu. Nötr, soyut bir varlık değildi. Bilgi kullanılmak için aranıyordu; kuvvetli ve istikrarsızdı. Bu da, ikisinin nasıl ayrılmaz bir şekilde birbirleriyle ilişkili olduğunu göstererek, Foucault’yu, “bilgi/iktidar” kavramına yöneltti. Foucault’nun “soykütüğü” iktidarla herhangi bir “bilgi” arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçlıyordu. Fakat Foucault çok önemli bir yönüyle Nietzsche’den ayrılıyordu. Foucault’ya göre, iktidar, Nietzsche’nin meşhur “üstinsan”ı gibi, bireylerin içinde çok fazla bulunmuyordu. Foucault, iktidarın en önemli yönünün toplumsal ilişkilerde bulunduğunun farkına vardı. İktidar, bireylerde hükmetme ve baskı formunda bulunabilirdi ama daha da önemlisi, iktidar aynı zamanda üretmede ve bilginin kullanımında da mevcuttu.

Foucault’nun analizine göre, kadın ve erkek diye bir şey de yoktur, yalnızca kültürel olarak kurgulanmışlardır. Foucault, hapishanenin doğuşuyla insanda meydana gelen süreci inceler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir